Ceza Yargılamasında Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesine İlişkin Emsal Yargıtay ve Yargıtay Genel Kurulu Kararları

1- T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU ESAS NO: 2014/10-613 KARAR NO: 2015/35 KARAR TARİHİ: 10.03.2015

>UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ SUÇU – HER İKİ SANIĞIN ÜZERİNDE YAPILAN ARAMALARDA HERHANGİ BİR SUÇ UNSURUNA RASTLANILMADIĞI – SANIKLARIN ATILI SUÇU İŞLEDİĞİ HUSUSU ŞÜPHE BOYUTUNDA KALDIĞI – ÖZEL DAİRE ONAMA KARARININ KALDIRILMASI

ÖZET: İhbara konu edilen esrar maddesi sanıklardan M..R..’in evinin 20 metre yakınında ele geçirilmiş ise de; sanık M.’in evinde, sanık N.’in aracında ve her iki sanığın üzerinde yapılan aramalarda herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış olup, ele geçen uyuşturucu maddenin de sanıklara ait olduğunu gösterir somut bilgiler içermeyen ve kim tarafından da yapıldığı belli olmayan ihbar dışında, sanıkların yüklenen suçu işlemediklerine ilişkin savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığı gözetildiğinde, sanıkların atılı suçu işlediği hususu şüphe boyutunda kalmaktadır. Mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak bir şekilde sabit olması gerekmekte olup, aksi durumda evrensel bir ilke olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanıkların beraatına hükmolunmalıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ayrıca bozma nedeni gözönüne alınarak infaza başlanılmış olması halinde sanıkların cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için yazı yazılmasına karar verilmelidir.

(5237 S. K. m. 52, 53, 62, 188) (5271 S. K. m. 308)

Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanıklar M.. A.., N.. C.. ve H.. T..’ın 5237 sayılı TCK’nun 188/3, 62, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis ve 40.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.06.2013 gün ve 147-280 sayılı hükmün sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 03.04.2014 gün ve 12972-2325 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.06.2014 gün ve 214253 sayı ile;

“14.03.2013 tarihinde 02.00 sıralarında kimlik ve adres bilgilerini vermek istemeyen bir şahsın verdiği bilgilere göre polis memurlarının tuttuğu tutanakta ‘N..Mahallesi 2 nolu cadde üzerinde 105-107-109 ve yanında nosu olmayan bila sayılı ikametlerde esrar maddesi alım-satımı ve sevkiyatının yapıldığı, ayrıca …… plaka sayılı Jetta marka siyah otonun bu adresten 6 kg. esrar maddesini numune olarak aldığını beyan etmesi üzerine söz konusu tutanağın tutulduğu,

14.03.2013 tarihinde saat 07.00 de nöbetçi Cumhuriyet savcısından alınan izinle belirtilen adreslerde arama yapılmış, 105 ve 109 nolu evlerde suç unsuruna rastlanılmamış, yine 107 nolu ikamette suç unsuruna rastlanılmamış ancak ikamet sahibi ile evin damına çıkıldığında duvar dibinde gizlenmiş olarak sanıklar N.. C.. ve H.. T.. bulunmuş, 109 nolu ikametin bitişiğinde bila sayılı ikamette yapılan aramada sanık M.. A..’in olduğu, bu şahsın Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile uyuşturucu madde ticareti suçundan arandığı, ihbarda belirtilen ….. plaka sayılı arac üzerinde yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, devam eden aramada bila sayılı ikametin karşı tarafındaki boş arazide bir adet siyah market poşeti içinde bir kısmı yerlere dökülmüş esrar maddesi ve yakınında üç adet telhis çuvalı içinde esrar maddesi bulunarak 14.03.2013 tarihli tutanak tutulmuştur.

Dosya kapsamı ile; olay tarihinde kimliği belirsiz bir kişinin ihbarı ile belirtilen ikametlerde ve araç üzerinde arama yapılmış, herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış, polis tarafından çizilen krokide görüldüğü üzere ikametlere yakın dere yatağının 20 metre uzağında suça konu uyuşturucu maddeler bulunmuştur.

Ekspertiz raporunda belirtildiği üzere çuvallar üzerinde vücut izi bulunmamıştır. Sanıklar olayın başından beri ve ısrarla taziye için geldiklerini belirterek damda yakalanmadıklarını söylemişler, müşteki olarak ifadesi alınan M.. Y.. polislerin isteği üzerine imza attığını söylediği ifadesinden mahkemede dönmüştür. Sanıklar akrabalarına ait ölüm kaydını ibraz etmişlerdir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların üzerlerine atılı uyuşturucu madde ticaret yapmak suçunu işledikleri konusunda kesin, somut ve mahkûmiyetlerine yeterli deliller olmadığı” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK’nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 10.07.2014 gün ve 5713-5347 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara yüklenen uyuşturucu madde ticareti suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

14.03.2013 günü saat 02.00 sıralarında devriye görevi yapan polis aracına gelen isim ve adresini vermeyen bir kişinin N…. Mahallesi 2. Cadde üzerinde bulunan 105-107-109 ve 109 nolu ikametin yanında numarası bulunmayan evde esrar ticareti yapıldığı, ayrıca ….. plakalı aracın bu adresten 6 kg. esrar numunesi aldığı yönünde ihbarda bulunması üzerine tutanak düzenlenerek Cumhuriyet savcılığına bildirildiği ve alınan arama kararına istinaden ihbarda belirtilen adreslerde arama yapıldığı, 105 ve 109 nolu evlerde ve 107 nolu evin içinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, ancak 107 nolu evin damına çıkıldığında duvar kenarında gizlenmiş olarak H.. T.. ve N.. C..’ın yakalandığı, 109 nolu evin bitişiğindeki numarasız evde yapılan aramada oturma odasındaki çekyatın altında bir adet ruhsatsız av tüfeği bulunduğu, üst katındaki yatak odasının kilitli olması nedeniyle zorlanarak açıldığında içeride M.. A..’in olduğunun, yapılan GBT sorgulamasında uyuşturucu madde ticareti suçundan arandığının tespit edildiği, ihbarda belirtilen … plakalı aracın ise N… mahallesi 64. sokakta park halinde olduğu, yapılan araştırmada aracın N.. C.. adına kayıtlı bulunduğunun belirlendiği araçta, diğer sanıkların üzerinde ve ikametlerde yapılan aramada herhangi bir uyuşturucu maddeye rastlanmadığı, ancak sanık M..R..’e ait numarasız eve 20-25 metre mesafedeki boş arazide 1 adet siyah poşet içerisinde ve bunun 5 metre kuzeyinde 3 adet telhis çuval içerisinde poşetlenmiş toplam 55 paket esrar ele geçirilerek sanıkların gözaltına alındığı,

Ekspertiz raporlarından, incelenen bitkilerin esrar elde edilen kenevir bitkisi olduğu, ele geçirilen kenevirden 26.022,5 gram esrar elde edilebileceği, kenevir bitkilerin sarılı olduğu poşetlerde yapılan incelemede vücut izine rastlanmadığı,
Anlaşılmaktadır.

Tanık kolluk görevlileri A..F.. Z..Ç.. T.. K..ve A..A..; ismini vermeyen bir kişinin ihbarı üzerine arama kararı alarak ihbara konu evlerde ve araçta arama yaptıklarını, N. ve H.’ı 107 nolu evin damında saklanırken, M.’i de evinin kilitli olan yatak odasında yakaladıklarını, araçta ve şahısların üzerinde suç konusu ile ilgili bir şey bulmadıklarını, ancak gün aydınlanırken M.. R..’in evine yaklaşık 20 metre uzaktaki alanda 2-3 çuval esrar bulduklarını, ihbarı yapan kişiyi tanımadıklarını beyan etmişler,

Tanık M.. Y.. kollukta; 14.03.2013 günü 04.30 sıralarında polislerin evinde arama yaptığını, evin içinde suç unsuru bir şey bulunmadığını, ancak beraber evin damına çıktıklarında iki şahsı duvar dibinde saklanırken bulduklarını söylemiş, mahkemede ise polislerin evde arama yaptıktan sonra dışarı çıktıklarını, evin damında kimsenin yakalanmadığı, sanıkları daha önce hiç görmediğini ifade etmiş,

Sanık M..R.. ağabeyinin eşinin vefatı nedeniyle on gündür köyde olduğunu, arama yapıldığı günden bir gün önce evine geldiğini, kayınbiraderi N. ile onun akrabası H.’ın da taziye için olay günü geldiklerini, geç olduğu için eşinin gitmelerine izin vermediğini, alt katta N. ve H.’ın, üst katta ise kendisinin yattığını, gece polisler geldiğinde çok yorgun olduğu için kapı sesini geç duyduğunu, kalkıp kapıyı açtığını, kapının kilitli olmadığını, herhangi bir şekilde gizlenmediğini, suçlamayı kabul etmediğini, ele geçen uyuşturucuyla ilgisinin olmadığını,

Sanıklar N. ve H.; sanık M..R..’in evine taziye için geldiklerini, gece geç olunca ev sahibi izin vermediği için gitmeyip evde kaldıklarını, gece alt katta yatarken polislerin gelerek kendilerini yakaladığını, başka evin damında yakalanmadıklarını, ele geçen uyuşturucuyla ilgilerinin olmadığını savunmuşlardır.

5237 sayılı TCK’nun “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde iken 28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanununun 66. maddesiyle; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz” biçiminde değiştirilmiş olup, anılan madde uyarınca bir mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için, her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli kanıt elde edilmiş olması gerekmektedir.

Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubioproreo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Her ne kadar ihbara konu edilen esrar maddesi sanıklardan M..R..’in evinin 20 metre yakınında ele geçirilmiş ise de; sanık M.’in evinde, sanık N.’in aracında ve her iki sanığın üzerinde yapılan aramalarda herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış olup, ele geçen uyuşturucu maddenin de sanıklara ait olduğunu gösterir somut bilgiler içermeyen ve kim tarafından da yapıldığı belli olmayan ihbar dışında, sanıkların yüklenen suçu işlemediklerine ilişkin savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak somut delil bulunmadığı gözetildiğinde, sanıkların atılı suçu işlediği hususu şüphe boyutunda kalmaktadır. Mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için suçun her türlü şüpheden uzak bir şekilde sabit olması gerekmekte olup, aksi durumda evrensel bir ilke olan şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanıkların beraatına hükmolunmalıdır.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ayrıca bozma nedeni gözönüne alınarak infaza başlanılmış olması halinde sanıkların cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için yazı yazılmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi; itirazın reddi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 03.04.2014 gün ve 12972-2325 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.06.2013 gün ve 147-280 sayılı hükmünün, sanıkların uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyete yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden mahkumiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Bozma nedenine göre infaza başlanılmış olması halinde sanıkların cezasının infazının durdurulmasına ve tahliyelerine, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadıkları takdirde derhal salıverilmelerinin temini için yazı yazılmasına,

5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğu ile, karar verildi.

2- T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU ESAS NO: 2005/10-62 KARAR NO: 2005/94 KARAR TARİHİ: 12.07.2015

>UYUŞTURUCU SATTI İDDİASI- ATFI CURUM- ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR PRENSİBİ<

ÖZET: Olay sanıkların uyuşturucu madde kullanmak suçundan mahkumiyetleri üzerinedir. Kararın temyizi üzerine ilk derece mahkemesi mahkumiyet hükmünde direnmiştir. Bunun üzerine Ceza Genel Kurulu iki sanığın olay öncesinde tartıştıklarından dolayı husumetli oldukları keyfiyetinin suçlamaları atfı cürüm niteliğinde değerlendirmek ve bu nedenle yeter ciddiyette kabul etmemek gerekmekte ve bu durumda ilgili sanığın cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir kanıt bulunmadığını ortaya çıkarmakta olduğu gerekçesiyle, “Kuşkunun sanık lehine yorumlanacağı” prensibi sanığın yüklenen uyuşturucu madde satmak suçundan beraatı yerine, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle mahkûmiyetine ilişkin verilen Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olduğundan bozulmasına karar vermiştir.

Uyuşturucu madde satmak suçundan sanık Tokcan K……….’ın TCY.nın 403/5, 59. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay ağır hapis ve 288.985.000 lira ağır para cezasıyla; uyuşturucu madde kullanmak suçundan sanıklardan Muammer A…..’ın TCY.nın 404/2, 405/2, 59 ve 81/2-3. maddeleri uyarınca 5 ay 1 gün hapis; sanık Kazım B……’ın ise TCY.nın 404/2, 405/2 ve 59. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, bu sanıkların uyuşturucu madde temini suçundan beraatlarına ilişkin Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesince 19.03.2004 gün ve 44-57 sayı ile verilen kararın, sanıklar Tokcan ve Kazım tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 04.10.2004 gün ve 10051-9649 sayı ile; sanık Kazım B…… hakkındaki hükmün onanmasına, sanık Tokcan K………. yönünden ise;

“Kendisinde herhangi bir uyuşturucu madde ele geçmeyen ve aşamalarda suç ile ilişkisinin olmadığını ileri süren sanık Tokcan K……….’ın müsnet suçu işlediğine dair; hakkındaki mahkûmiyet hükmü temyize gelmeyen sanık Muammer A…..’ın suça konu esrarı sanıktan aldığı şeklinde atfı cürüm niteliğindeki beyanı ve bu beyanı nakleden diğer sanık Kazım’ın ifadesi dışında her türlü kuşkudan uzak mahkûmiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, beraatı yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi” isabetsizliğinden hükmün oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.

Daire Başkanı Ş.Güngör ile Üye lerden Ö.Y.Çamlıbel ise; “Olay öncesi ve olay sırasında sanık Kazım B……’ın Muammer A…..’ın anlatımını tamamlayıp doğrulayan açıklamaları karşısında ellerindeki uyuşturucu maddeyi sanık Tokcan K……….’tan temin ettiği sabit olduğu düşüncesi ile sayın çoğunluğun bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Yerel Mahkeme ise 24.12.2004 gün ve 291-263 sayı ile; “Sanık Tokcan ile diğer sanıklar arasında husumet bulunduğuna ilişkin bir takım tanıklar dinlenmiş ise de olay tutanaklarına göre sanık Kazım ve Muammer’in, yanlarında bulunan Hasan ile konuşurlarken polisin gelmesi üzerine hızla oradan uzaklaşmaya çalıştıkları ve zabıtaca yakalanıp üzerlerinde esrar bulununca henüz sıcağı sıcağına her ikisinin de esrarı sanık Tokcan’dan alındığına yönelik beyanlarda bulundukları aşikardır. Bu aşamada hiçbir baskı olmadığı ve olay sıcak iken alınan beyana itibar edilmesi gerektiği kanaati hasıl olduğu” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının “düzelterek onama” istekli 18.05.2005 gün ve 17614 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca müzakere edilip, aşağıdaki karar verilmiştir.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık Tokcan K……….’ın uyuşturucu madde satmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasındaki hukuki uyuşmazlık, dosya kapsamındaki kanıtlara göre sanığın suçunun sübuta erip ermediğinin belirlenmesine ilişkindir.

Sanığın süresi içinde usulüne uygun biçimde açtığı temyiz davası üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunda esasa ilişkin incelemeye geçilmeden önce, Kurul Üyelerinden 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker’in, “sanığın yüklenen suçtan cezalandırılmasına karar verilmiş olması ve Yargıtay C.Başsavcılığının da tebliğnamesinde hükmün onanmasını istemesi karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması da nazara alınarak dosyanın esasının incelenmesinin olanaksız olduğunu, sanık hakkında 765 sayılı Türk Ceza Yasası hükümlerinin mi, yoksa 5237 sayılı Türk Ceza Yasası hükümlerinin mi daha lehe olduğunun belirlenmesinin ilk derece mahkemesine ait bulunduğunu bu nedenle hükmün diğer yönlerinin incelenemeyeceğini” belirterek bu hususu ön sorun olarak gündeme getirmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ileri sürülen husus öncelikle ele alınıp, bu konuda oylama yapılmıştır.

Yapılan oylamada onyedi Üye, hukuki uyuşmazlığın sübuta ilişkin olması nedeniyle işin esasının görüşülmesi gerektiği yönünde oy kullanmaları üzerine, dosyanın esasının görüşülmesine geçilmesi kararlaştırılmıştır.

İncelenen dosya içeriğine göre;

17.01.2003 tarihinde düzenlenen olay tutanağında, saat 17.30 sıralarında daha önceden esrar içmak suçundan sabıkası olması nedeniyle tanınan Muammer A….., Kazım B…… ve Hasan Y…..’in polis ekip otosunu görünce ara sokağa girerek hızlanmaları üzerine şüphe edilerek durdurulduklarında yapılan üst aramasında Muammer A…..’ın montunun cebinde gazete kağıdına sarılı dişi hint keneviri çıktığı ve bunu Tokcan adlı arkadaşından aldığını beyan ettiği, ayrıca Kazım B……’ın üzerinde de dişi hint keneviri elde edildiği ve bunu Muammer’in verdiğini belirttiği, Hasan Y…..’in üzerinden ise herhangi bir şey çıkmadığı, adı geçenlerin gözaltına alındıkları belirtilmiştir.

Aynı tarihte düzenlenen ev arama tutanağına göre, sanık Tokcan K……….’ın evinde saat 19.00 sıralarında yapılan aramada herhangi bir suç unsuru elde edilemediği, yakalama tutanağına göre ise saat 19.30 sıralarında kendiliğinden emniyete gelerek teslim olduğu anlaşılmaktadır.

Sanık Tokcan K………., kolluktaki ifadesinde, saat 19.00 sıralarında evine gittiğinde eşinin, polislerin evi aradıklarını ve kendisini de aramakta olduklarını söylemesi üzerine kendiliğinden emniyete geldiğini, sormuş oldukları hint kenevirini, mahalleden tanıdığı Muammer A…..’a kesinlikle kendisinin satmadığını, o gün hiç görmediğini, hint keneviri satmak gibi bir olayının hiç olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.

C.savcılığındaki ifadesinde ise; amcasının kızı Gönül ile boşanmış olan Muammer A…..’ın, 4-5 gün önce çalıştığı kahvehaneye gelip çay istediğini, çayı verdikten sonra kendisine küfürler etmeye başladığını, “seni yakacağım, seni vuracağım” dediğini, o sırada kahvehanede Metin U….., Hikmet U….. ve Aydoğan U…’nun da bulunduğunu, olaya tanık olduklarını, zaten Muammer’in aşırı derecede sarhoş olduğunu, daha sonra Metin U…..’ın, Muammer’i dışarı çıkarttığını, olay günü polislerin evinde arama yaptıklarını eşinden öğrendiğini, kesinlikle Muammer A…..’a esrar maddesi satmadığını belirtmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunarak diğer sanıkların iftirasına uğradığını, her ikisi ile de aralarının açık olduğunu söylemiş, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda ve duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.

Hakkındaki hüküm kesinleşen sanık Muammer A….., kolluktaki ifadesinde, saat 17.00 sıralarında mahalleden tanıdığı Kazım B…… ile hint keneviri içmeyi karalaştırdıklarını ve Kazım’ın kendisine 20 milyon lira verdiğini, mahallede hint keneviri satan soyadını bilmediği Tokcan adlı kişiyi Kayalıdere sokak üzerinde bulunan Tavukçunun kahvesinin orada rastladığını, ondan 20 milyon liralık esrar istediğini, birlikte bu sanığın evine gittiklerini, kendisine iki ayrı kağıt içinde sarılı hint kenevirini getirdiğini, bunları alarak Kazım’ın yanına döndüğünü ve birini ona verdiğini, bu sırada sokak üzerinde Hasan Y….. adlı kişi ile karşılaştıklarını ve kendilerine hal hatır sorduğunu, o esnada sivil polislerin gelerek üzerlerini aradığını ve Kazım ile üzerlerinde esrar maddesinin bulunduğunu ve emniyete götürdüklerini, hint keneviri içicisi ve bağımlısı olduğunu beyan etmiştir

C.savcılığındaki ifadesinde ise, kendisi gibi esrar bağımlısı olan Kazım B…… ile esrar içmeye karar verdiklerini, mahalleden duyduğu kadarıyla Tokcan K………. adlı kişinin esrar sattığını, Tavukçu’nun kahvesi diye bilinen yerde ona rastladığını, Kazım B……’ın verdiği 20 milyon lirayı göstererek esrar istediğini, karşılığında yaklaşık 3 gram esrar verdiğini, tekrar Kazım ile buluşup esrarı paylaştıklarını, daha sonra kendilerinden şüphelenen polislerin yakaladıklarını belirtmiş, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda ve duruşmada da benzer anlatımda bulunmuştur.

Sanık Kazım B…… ise kolluk tarafından alınan ifadesinde, saat 17.00 sıralarında mahalleden tanıdığı Muammer A….. ile hint keneviri içmeyi kararlaştırdıklarını, ona 20 milyon lira verdiğini, mahallede hint keneviri satan soyadını bilemediği Tokcan adlı kişiye giderek alacağını söyleyip yanından ayrıldığını, bir süre sonra tekrar buluştuklarını, Muammer’in kağıda sarılı olarak aldığı hint kenevirinin birisini kendisine verdiğini, karşılaştıkları Hasan Y….. adlı kişinin hal hatır sorduğunu, bu sırada sivil polislerin gelerek üzerlerini aradığını ve hint kenevirlerini bulduklarını, Muammer’in kendisine verdiği hint kenevirini soyadını emniyette öğrendiği Tokcan K……….’tan satın aldığını bildiğini, hint keneviri içicisi ve bağımlısı olduğunu beyan etmiştir.

C.savcılığında Muammer ile kendisinin esrar bağımlısı olduklarını ve esrar içmeye karar verdiklerini, Muammer’in, Tokcan K……….’ta esrar olabileceğini, onun esrar sattığını duyduğunu söylemesi üzerine ona 20 milyon lira vererek esrar almasını söylediğini, daha sonra buluştuklarında Muammer’in, Tokcan’dan aldığını söylediği esrarın yarısını kendisine verdiğini, yolda mahalleden tanıdıkları Hasan Y….. ile karşılaştıklarını, sohbet ederken polisler tarafından yakalandıklarını belirtmiş, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda ve duruşmada da benzer anlatımda bulunmuştur.

Savunma tanığı Metin U….. ise son soruşturma aşamasında alınan ifadesinde aynen; “Sanık Tokcan K………. benim işlettiğim kahvehanede ocakçı olarak çalışıyordu. Olay günü aynı mahalleden olmamız nedeniyle tanıdığım Muammer A….. kahvehaneye geldi ve çay istedi. Ancak halinden bir tedirginliği olduğunu anladım. Çayı ben kendisine götürdüm ve bu sırada Muammer birden ayağa kalktı ve arka cebinden çakı bıçağını çıkartarak Tokcan’ın üzerine yürümeye başladı. Ben bu durumu görünce Muammer’i engelledim. Muammer, Tokcan’a “karını sk edecem, şimdilik elimden kurtuldun, seni yakacağım” dedi. Ben Muammer’i sakinleştirerek dışarı çıkardım. Tokcan olay akşamı yemekten kahvehaneye geri geldiğinde polislerin kendisini aradığını söyledi. Bunun üzerine Tokcan polise gitti. Uzun bir süre dönmemesi üzerine hanımı bana geldi ve ben de kahvehaneyi kapattıktan sonra polise gittim ve olayı öğrendim. Ben Tokcan Küçükkarkaş’ın ve diğer sanıkların uyuşturucu madde sattıklarını ve kullandıklarını görmedim” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Diğer savunma tanıkları Aydoğan U… ve Hikmet U….. ise olay hakkında herhangi bir görgülerinin ve bilgilerinin olmadığını söylemişler, tanık Hasan Y….. ise aşamalardaki ifadelerinde, sanıklar Muammer ve Kazım’ın yakalandıkları sırada yanlarında olduğunu, kendisinin de eskiden esrar kullandığını, son dönemde bıraktığını belirtmiştir.

Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;

Sanık Tokcan, yargılama aşamalarında alınan savunmalarında tutarlı bir şekilde yüklenen suçu işlemediğini, diğer sanıklardan kendisine cürüm atfeden Muammer ile aralarında husumet bulunduğunu beyan etmiştir. Sanıklar Tokcan ile Muammer arasında husumet bulunduğu, savunma tanıklarından Metin U…..’ın antlı anlatımı ile doğrulanmıştır. Sanık Tokcan’ın evinde yapılan aramada ve kendiliğinden teslim olduğunda üzerinde yapılan aramada herhangi bir uyuşturucu madde veya suç unsuru elde edilememiştir. Sanıklardan Kazım ise aşamalardaki ifadelerinde, diğer sanık Muammer’in uyuşturucu maddeyi sanık Tokcan’dan alacağını söylediğini belirtmiş, ancak bu sanığın uyuşturucu maddeyi aldığı sırada yanında bulunmadığı gibi, yalnızca duyuma dayalı olarak uyuşturucu maddenin sanık Tokcan’dan alınmış olduğuna ilişkin kişisel kanaati söz konusudur.

Görüldüğü gibi, suça konu uyuşturucu maddeyi sanık Tokcan’ın sattığı hususunda eldeki tek kanıt sanık Muammer’in doğrudan sanık Tokçan’ın ise Muammer’den naklen yaptığı anlatımlarıdır. Sanık Tokcan ile Muammer’in olay öncesinde aynı gün tartıştıkları, bu nedenle husumetli oldukları keyfiyetinin, tanık Metin’in anlatımları ile doğrulandığı nazara alındığında, suçlamaları atfı cürüm niteliğinde değerlendirmek ve bu nedenle yeter ciddiyette kabul etmemek gerekmektedir. Dosya içeriği, sanık Tokcan’ın savunmasının aksine, cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir kanıt bulunmadığını ortaya çıkarmaktadır. Bu yorum “kuşkunun sanık lehine yorumlanacağı” temel ilkesinin sonucudur.

Bu itibarla sanığın yüklenen uyuşturucu madde satmak suçundan beraatı yerine, dosya kapsamına uymayan, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle mahkûmiyetine ilişkin verilen Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olduğundan bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi ise, Yerel Mahkemenin önceki hükümde direnme gerekçeleri isabetli olduğundan, hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

Sanık Tokcan K……….’ın cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı nazara alınarak, beraatı yerine mahkûmiyetine ilişkin kurulan Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 12.07.2005 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğuyla karar verildi.

3 – T.C YARGITAY 2.Ceza Dairesi Esas: 2015/ 6348 Karar: 2018 / 1300 Karar Tarihi: 15.02.2018

MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi

SUÇ : Hırsızlık

HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
Tanık …’nın suç tarihinde saat 06.00 sıralarında suça sürüklenen çocuğun suça konu cep telefonunun olduğu yere gidip, 2 dakika sonra geri geldiğini beyan etmesi ve UYAP’tan alınan güneşin doğuş ve batış çizelgesine göre suç tarihinde gece vaktinin saat 04.57’de sona erdiğinin anlaşılması karşısında, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği hırsızlık suçunun … lehine gündüz sayılan zaman dilimi içerisinde işlendiğinin kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden ve hırsızlık suçunun gece vakti işlendiğine dair delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak verecek şekilde açıklanıp tartışılmadan … hakkında 5237 sayılı TCK’nın 143. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,

Kabule göre de;

İddianamede hırsızlık suçuyla ilgili olarak TCK’nın 143/1. maddesinin uygulanması talep edilmediği halde, suça sürüklenen çocuğa ek savunma hakkı verilmeden hakkında TCK’nın 143/1 maddesinin uygulanması suretiyle CMK’nın 226. maddesine aykırı davranılması,

Bozmayı gerektirmiş, … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 15/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

4- T.C YARGITAY 11.CEZA DAİRESİ ESAS: 2015/6598 KARAR:2017/ 6618 KARAR TARİHİ: 12.10.2017

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ : Resmi belgede sahtecilik

HÜKÜM : Mahkumiyet

Sanık …’in, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen diğer sanıklardan …..’e diğer sanık …’ın katılan şirkete olan borcunu ödemek için 30.01.2012 keşide tarihli 5.000 TL bedelli çeki sahte olarak düzenleyip vererek resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunduğu olayda; sanık ….’in savunmalarında suça konu çeki sanık …’in kendisinin görmediği bir şahıstan alarak kendisine verdiğini, çekte alacaklı kısmında adının “….” olarak yazılı olduğunu sanık …’in el yazısı ile kendisinin yanında soyadının yanına “aslan”, ibaresi ile çek tarihini ve meblağ kısmını yazdığını belirtmesi, ….Polis Kriminal Laboratuvarı Müdürlüğünün 16.10.2012 tarihli ekspertiz raporuna göre ise suça konu çekin ön yüzünde bulunan yazılar ve keşideci imzasının sanık …’in mevcut mukayese yazı ve imzaları arasında sanığın elinden çıktığını gösterir nitelikte yeterli kaligrafik ve karakteristik ilgi ve irtibata rastlanılmadığının belirtilmesi ve sanık …’in savunmalarında atılı suçlamayı kabul etmemesi karşısında; tüm dosya kapsamından sanığın yüklenen resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğine dair diğer sanıkların atfi cürüm kabilindeki beyanları dışındaki cezalandırılmasına yeterli her türlü şüpheden uzak kesin, inandırıcı ve somut delillerin bulunmadığı gözetilerek şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Adli emanetin 2012/1042 sırasına kayıtlı çekler hakkında herhangi bir karar verilmemesi,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Paylaş

Düşüncelerinizi Yazın