
Hekimlerin Tıbbi Sorumluluğu’nun Eser Sözleşmesi ve Vekalet Sözleşmesi Kapsamında Değerlendirilmesi
Hekimlik, insan yaşamını ve sağlığını doğrudan etkileyen, yüksek bilgi, deneyim, dikkat ve sorumluluk gerektiren önemli bir meslektir. Hekimler yalnızca hastalıkları teşhis ve tedavi eden kişiler değil, toplum sağlığının korunması, yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve insan sağlığının devamlılığının sağlanması için vazgeçilmez bir role sahiptir. Bu sebeple sağlık alanı profesyonellik gerektirir. Hekimlik mesleği, taşıdığı toplumsal değer kadar ağır bir sorumluluğu da beraberinde getirmektedir.
Hekimin tıbbi müdahalesinden doğan sorumluluk, her durumda tek tip bir sorumluluk rejimine tabi değildir. Türk hukukunda temel ayrım, hekimin üstlendiği edimin tedaviye yönelik özenli bir faaliyet mi yoksa hastaya belirli bir estetik veya fonksiyonel sonuç sağlama amacı taşıyan eser meydana getirme borcu mu olduğunda toplanır. Bu ayrım, yalnızca sözleşmenin adı bakımından değil; ispat, ayıp, zamanaşımı, seçimlik haklar ve tazminat bakımından da belirleyicidir.
1. Malpraktis sorumluluğu: Kural olarak vekâlet sözleşmesi ve özen borcu
Tanı koyma, tedavi uygulama, ameliyat yapma, hastayı takip etme, riskleri açıklama, gerekli konsültasyonu isteme ve uygun zamanda sevk etme gibi olağan hekimlik faaliyetleri, kural olarak vekâlet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilir.
Türk Borçlar Kanunu m.502’ye göre vekâlet, vekilin bir iş görmeyi üstlendiği sözleşmedir. Hekim, hastalığın kesin olarak iyileşmesini veya müdahalenin mutlak biçimde başarılı olmasını taahhüt etmez; buna karşılık tıp biliminin gereklerine uygun, dikkatli, özenli ve hastanın yararını gözeten bir faaliyet yürütmekle yükümlüdür.
TÜRK BORÇLAR KANUNU MADDE 506 uyarınca vekil,
|
Dolayısıyla hekimin sorumluluğu, sırf tedavinin istenen sonucu vermemesiyle doğmaz. Sorumluluğun doğabilmesi için çoğu kez şu unsurların ispatı gerekir:
- Hekimin tıbbi standarttan sapması veya özen borcunu ihlal etmesi,
- Hastada maddi ya da manevi zarar oluşması,
- Kusurlu davranış ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması,
- Müdahalenin geçerli aydınlatılmış rızaya dayanmaması hâlinde hukuka aykırılık.
| Örneğin; hastanın tüm tetkikleri yapılmadan ameliyata alınması, gerekli konsültasyonun istenmemesi, komplikasyon belirtileri ortaya çıktığı hâlde hastanın geç sevk edilmesi, ameliyat sonrası takip yükümlülüğünün ihlali veya risklerin gereği gibi açıklanmaması, vekâlet ilişkisinde özen borcuna aykırılık oluşturabilir. |
Ancak komplikasyon, başlı başına malpraktis değildir. Tıbben öngörülebilen ve her türlü mesleki özen gösterilse dahi ortaya çıkabilen olumsuz sonuç, uygun biçimde yönetilmişse hekimin sorumluluğunu doğurmayabilir. Buna karşılık komplikasyonun zamanında teşhis edilmemesi, hastaya açıklanmaması, gerekli müdahalenin geciktirilmesi veya hatalı yönetilmesi kusur oluşturabilir.
Hekimlik hizmetinde genel kural “sonuç değil özen sorumluluğu” olmakla birlikte, estetik amaçlı ve belirli neticeye yönelen müdahalelerde eser sözleşmesi hükümleri devreye girebilir. Bu ayrım, hekimin sorumluluğunu otomatik olarak doğurmaz fakat hasta bakımından daha güçlü bir sözleşmeye aykırılık ve ayıplı ifa tartışması yaratır.
- Eser sözleşmesinden doğan hekim sorumluluğu
Türk Borçlar Kanunu 470. maddeye göre eser sözleşmesinde yüklenici bir eser meydana getirmeyi, iş sahibi ise bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlenir.
Hekimlik ilişkisinde eser sözleşmesi istisnai niteliktedir. Özellikle tıbbi zorunluluktan kaynaklanmayan; dış görünüşü değiştirmeye, güzelleştirmeye veya kararlaştırılan estetik neticeyi sağlamaya yönelen işlemlerde eser sözleşmesi hükümleri uygulanabilir.
Bu çerçevede tipik örnekler şunlardır:
|
Burada önemli olan yalnızca müdahalenin cerrahi olması değildir. Esas ölçüt; işlemin tıbbi zorunlulukla mı yapıldığı yoksa hastaya önceden belirlenebilir bir görünüm veya sonuç sağlama amacı mı taşıdığıdır.
Eser sözleşmesinde hekim, yine Türk Borçlar Kanunu 471. Madde gereği mesleki ve teknik kurallara uygun özen göstermek zorundadır. Ancak vekâlet ilişkisinden farklı olarak, meydana getirilen sonucun sözleşmeye uygunluğu ayrıca denetlenir. Ortaya çıkan estetik görünüm, kararlaştırılan sonuca veya objektif olarak beklenebilir niteliklere aykırı ise “ayıplı eser” tartışması gündeme gelir.
Türk Borçlar kanunu 475. Madde, ayıplı eser halinde iş sahibine şu seçimlik hakları verir;
|
İnsan vücudu üzerinde gerçekleştirilen işlemler bakımından bu haklar mekanik biçimde uygulanamaz. Örneğin “ücretsiz onarım” hakkı, yeni bir cerrahi müdahaleye zorlamaya elverişli bir sonuç doğurmaz. Hasta, aynı hekime yeniden müdahale yaptırmak zorunda bırakılamaz. Bununla birlikte düzeltici ameliyat gideri, ödediği bedelin iadesi veya indirimi, çalışma gücü kaybı, tedavi gideri ve uygun şartlarda manevi tazminat istenebilir.
MALPRAKTİS VE ESER SÖZLEŞMESİ SORUMLULUĞUNUN KARŞILAŞTIRILMASI
| Ölçüt | Tedavi Amaçlı Hekimlik/ Malpraktis | Estetik Amaçlı Eser Sözleşmesi |
| Hukuki Nitelik | Kural olarak vekalet sözleşmesi | İstisnai olarak eser sözleşmesi |
| Asıl borç | Özenli, bilimsel ve doğru tıbbi faaliyet | Kararlaştırılan nitelikte sonuç meydana getirme |
| Sonuç garantisi | Kural olarak yoktur | Sonucun sözleşmeye uygunluğu önemlidir |
| Sorumluluk ölçütü | Tıbbi standarttan sapma, kusur, özen eksikliği | Ayıplı veya sözleşmeye aykırı eser yanında kusur değerlendirmesi |
| Tipik dava konusu | Yanlış teşhis, geç teşhis, yanlış tedavi, takip eksikliği, aydınlatma eksikliği | Başarısız estetik sonuç, vaat edilen görünümün sağlanamaması, kalıcı deformasyon |
| Hasta bakımından ispat | Kusur, zarar ve illiyet bağı çoğunlukla bilirkişiyle belirlenir | Sözleşmeye aykırı veya ayıplı sonucun varlığı daha belirgin bir tartışma alanıdır |
| Başlıca talep | Maddi ve manevi tazminat | Bedel iadesi/indirimi, düzeltme gideri, maddi ve manevi tazminat |
| Zamanaşımı | Sözleşmesel talepte çoğunlukla vekâlet ilişkisinden doğan beş yıllık süre; haksız fiilde TBK m.72 | Ayıplı eser bakımından TBK m.478’de teslimden itibaren iki yıl; ağır kusur varsa yirmi yıl |
| Yetkili mahkeme | Davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri; haksız fiil esasına göre zararın doğduğu yer | Aynı genel yetki kuralları; tüketici işleminde tüketicinin yerleşim yeri de mümkündür |
Hangi Mahkeme Görevli?
Özel hastane, özel klinik veya ticari ya da mesleki faaliyet kapsamında hizmet sunan hekim ile ticari veya mesleki olmayan amaçla hareket eden hasta arasındaki ilişki, kural olarak tüketici işlemi niteliğindedir.
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3/l maddesi eser ve vekâlet sözleşmeleri dâhil olmak üzere tüketici ile hizmet sunan kişi arasındaki sözleşmeleri tüketici işlemi saymaktadır. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73/1. Maddesi gereğince tüketici işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de sağlık hizmeti verilmesine ilişkin sözleşmelerin, hizmeti sunanın kamu kurumu, gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olmasına bakılmaksızın, kural olarak tüketici işlemi sayılacağını kabul etmektedir.
Buna karşılık kamu hastanesinde görev yapan hekimlerin kamu hizmetinin yürütülmesi sırasındaki hizmet kusurundan doğan tazminat taleplerinde idari yargı ve idare aleyhine tam yargı davası gündeme gelebilir. Bu makalenin merkezi, özel hukuk ilişkisi içindeki hekim/hastane sorumluluğudur.
Özel hukuk ilişkisinde hasta;
- Davalının yerleşim yeri mahkemesinde,
- Sözleşmenin ifa edildiği yer mahkemesinde,
- Haksız fiil niteliği de ileri sürülüyorsa fiilin işlendiği, zararın meydana geldiği veya zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde,
- Tüketici sıfatıyla kendi yerleşim yeri tüketici mahkemesinde, dava açabilir.
Arabuluculuk
Tüketici uyuşmazlıklarında, parasal talepler yönünden zorunlu arabuluculuk dava şartı ayrıca incelenmelidir. Dava açılmadan önce uyuşmazlığın niteliğine ve dava tarihindeki yürürlükteki düzenlemeye göre arabuluculuk başvurusunun yapılması gerekir. Zorunlu arabuluculuğa tabi bir tüketici davasında son tutanağın dava dilekçesine eklenmemesi, dava şartı yokluğu sonucunu doğurabilir.
Malpraktis davalarında özellikle;
- Sürekli iş göremezlik,
- Tedavi ve bakım giderleri,
- Geçici iş göremezlik,
- Düzeltici operasyon masrafları,
- Kazanç kaybı,
- Ekonomik geleceğin sarsılması,
bilirkişi incelemesiyle belirlenebileceğinden, tazminat yönünden kısmi dava açılması uygun olacaktır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu 109/4. maddesi uyarınca, alacağın bir kısmının dava edildiği hâllerde talep, tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırılabilir; artırılan kısım yönünden zamanaşımı da dava tarihinde kesilmiş sayılır.
Zamanaşımı
Zamanaşımı, talebin hukuki sebebine göre dikkatle belirlenmelidir.
Vekâlet sözleşmesine dayalı taleplerde Türk Borçlar Kanunu 147/5. Maddesi uyarınca vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar için beş yıllık zamanaşımı söz konusudur.
Eser sözleşmesinde ayıp sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu 478. Maddeye göre taşınmaz dışındaki eserlerde teslimden itibaren iki yıl içinde dava açılmalıdır. Yüklenicinin ağır kusuru varsa yirmi yıllık zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiile dayalı tazminat taleplerinde ise Türk Borçlar Kanunun 72. Maddesi uyarınca zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl; herhalde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl uygulanır. Fiil aynı zamanda daha uzun ceza zamanaşımına tabi suç oluşturuyorsa, ceza zamanaşımı dikkate alınabilir.
Somut olayda birden fazla hukuki sebep bulunabileceğinden, zamanaşımı hesabı her talep yönünden ayrı yapılmalıdır. Özellikle estetik müdahalelerde “teslim” anının ne zaman gerçekleştiği; iyileşme sürecinin, sonucun stabil hâle gelmesinin ve ayıbın anlaşılabilir hâle gelmesinin uzman raporuyla belirlenmesi gerekir.
| DİKKAT !!!!!! Özellikle estetik uyuşmazlıklarda hekim veya klinik tarafından kullanılan sosyal medya paylaşımları, reklam metinleri, “garantili sonuç”, “kusursuz görünüm”, “iz bırakmayan işlem” gibi ifadeler, sözleşmenin kapsamı ve hastada yaratılan haklı beklenti bakımından önem kazanabilir. |
Delil ve savunmaların önemi
“Ortaya çıkan durum komplikasyondur; kusur yoktur.” Savunması açısından değerlendirdiğimizde bu savunma, tek başına yeterli değildir. Komplikasyonun tıbben öngörülebilir olup olmadığı, hastaya önceden açıklanıp açıklanmadığı, zamanında tanınıp tanınmadığı ve doğru biçimde yönetilip yönetilmediği araştırılmalıdır.
Komplikasyon oluşmuş olması değil, komplikasyonun yönetiminde tıbbi standarda uygun davranılıp davranılmadığı araştırılmalı ve sorgulanmalıdır.
“Hasta riskleri içeren onam formunu imzaladı.” Savunması açısından ise ;
İmzalı onam formu, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Onamın:
- Müdahaleden makul süre önce alınması,
- Hastanın anlayabileceği dilde düzenlenmesi,
- Somut riskleri içermesi,
- Alternatifleri açıklaması,
- Hastaya soru sorma ve düşünme imkânı vermesi gerekir.
Standart, soyut ve matbu ifadeler içeren bir belge; somut olayda geçerli aydınlatılmış rıza bulunduğunu her zaman ispatlamaya yeterli olmayabilir.
Özellikle eser sözleşmesi yönünden “Estetik sonuç kişiden kişiye değişir; belirli sonuç vaat edilmedi” Şeklinde hekim savunmaları ve müdahalenin eser sözleşmesi olmadığı iddiası/savunmasına yönelik değerlendirme yaptığımızda ise somut olaya göre; sözleşme, reklam, ön görüşme notları, fotoğraf simülasyonları, yazışmalar, klinik vaatleri ve hastaya gösterilen örnekler üzerinden delillerin doğru ve zaman akışına uygun ortaya konulması gerekmektedir.
Her estetik işlemde eser sözleşmesi bulunduğu söylenemez. Ancak belirli bir görünümün hedeflendiği, hastanın bunun için ücret ödediği ve hekimin bu sonuca yönelik güvence verdiği hâllerde eser niteliği güçlenir.
“Hastanın hekim talimatlarına uymadığı” iddiasında ise iş bu savunmanın illiyet bağını kesmeye veya müterafik kusur ileri sürmeye yönelik olup olmadığı araştırılmalıdır. Hastanın ameliyat sonrası ilaçları kullanıp kullanmadığı, kontrollere katılıp katılmadığı, sigara kullanımı, travma veya başka hekim müdahalesi gibi hususlar somut belgelerle değerlendirilmelidir.
Savunmanın kabulü için soyut iddia yeterli değildir. Hekimin verdiği yazılı talimatları, kontrol çağrılarını ve hastanın bunlara aykırı davranışını belgeleyebilmesi gerekir.
Tüm bunları birlikte değerlendirdiğimize; Mahkemenin odaklanacağı temel mesele, kötü sonuç ile kusurlu tıbbi uygulamanın birbirinden ayrılmasıdır. Hâkim; her olumsuz sonucun hekimi sorumlu kılmayacağını fakat mesleki özen standardından sapma veya sözleşmeye aykırı estetik sonuç varsa sorumluluğun doğabileceğini değerlendirecektir.
Özellikle şu noktalar belirleyicidir:
- Müdahalenin tedavi mi yoksa estetik amaçlı mı olduğu,
- Hekimin belirli bir sonucu vaat edip etmediği,
- Aydınlatılmış rızanın usulüne uygun biçimde alınıp alınmadığı,
- Tıbbi standartlara uygun hareket edilip edilmediği,
- Komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediği,
- Zarar ile müdahale arasındaki illiyet bağı,
- Hastanın kusurunun bulunup bulunmadığı,
- Hastane işletmesinin kurumsal kusurunun varlığı.
Bu nedenle incelenen somut uyuşmazlığın salt memnuniyetsizlik anlatımı üzerine değil; kronolojik tıbbi kayıtlar, uzman raporları, somut vaatler ve belgelenebilir zarar kalemleri değerlendirilerek incelenmesi gerekmektedir.
Hastanın Talepleri neler olabilir?
- Maddi tazminat
Yasal dayanağı Türk Borçlar Kanunu 49. Madde ve sözleşmeye aykırılık hükümleri veya somut olaya göre Türk Borçlar Kanunun 475. Maddesi’dir.
Tedavi giderleri, ilaç giderleri, ulaşım, bakım gideri, düzeltici operasyon bedeli, iş göremezlik, gelir kaybı ve diğer doğrudan zararları kapsamaktadır.
Tıbbi dosya, faturalar, SGK kayıtları, mesleki gelir belgeleri ve uzman bilirkişi raporu üzerinden yapılır hesaplama yapılmaktadır.
Kural olarak temerrüt tarihinden; temerrüt yoksa dava tarihinden itibaren yasal faiz talep edilir. Haksız fiil temelli talepte olay tarihinden faiz talebi değerlendirilmelidir.
- Manevi tazminat
Bedensel bütünlüğün ihlali hâlinde Türk Borçlar Kanunu 56. Madde veya ayrıca haksız fiil ve sözleşmeye aykırılığın kişilik değerlerine etkisi hukuki dayanağını oluşturur. Kalıcı iz, deformasyon, ağrı, psikolojik etkiler, müdahalenin niteliği, kusurun ağırlığı, hastanın yaşı, sosyal yaşamına ve çalışma hayatına etkilerine göre belirlenir.
Genellikle haksız fiil niteliğine dayalı olarak olay tarihinden itibaren faiz istenir; sözleşmeye aykırılık esas alınırsa temerrüt veya dava tarihi tartışması doğabilir. Talebin hem sözleşmeye aykırılık hem haksız fiil yönünden kurulması isabetlidir.
- Ödenen bedelin iadesi veya bedelden indirim
Yasal dayanağı Eser sözleşmesinde Türk Borçlar Kanunun 475. Maddesidir.
Estetik amaçlı müdahalenin eser sözleşmesi olarak nitelendirilmesi ve sonucun ayıplı ya da sözleşmeye açıkça aykırı bulunması koşulu aranmaktadır.
Örneğin; Estetik burun ameliyatında kararlaştırılan simetri ve görünümün sağlanamaması, fonksiyon kaybının ortaya çıkması veya kalıcı deformasyon oluşması hâlinde, hasta ücretin tamamını ya da ayıp oranında indirimini isteyebilir.
Bedelin iadesi talebinde ödeme tarihinden itibaren faiz istenmesi, olayın özelliklerine göre tartışılmalıdır. Olayın bütününe göre karar vermek gereklidir. Sıklıkla dava veya temerrüt tarihinden yasal faiz talep edilir.
- Düzeltici müdahale giderleri
Türk Borçlar Kanunu 475. Maddesi ve genel tazminat hükümlerine dayanılarak talep edilebilir.
Başka bir hekim veya merkezde yapılması zorunlu düzeltici işlem ile ilk müdahale arasındaki illiyet bağının tıbbi bilirkişi marifetiyle kurulması koşulu aranmaktadır.
İkinci ameliyat önerisi, epikriz, fotoğraf, uzman raporu, fatura ve ödeme belgeleri ispat için kullanılabilir.
Örnek Yargıtay Kararları;
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/2664, K. 2024/5122, T. 24.12.2024 Bu karar, estetik amaçlı hekimlik müdahalesi ile tıbbi zorunluluktan doğan tedavi ilişkisi arasındaki farkı açık biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay, yüz ve yanak bölgesinde kalıcı hasar iddiasıyla açılan davada; estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, bunun tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekâlet sözleşmesinden farklı olduğunu kabul etmiştir. Kararda;
Bu karar, “hekim hiçbir zaman sonuçtan sorumlu değildir” biçimindeki mutlak savunmanın hukuken kabul edilemeyeceğini göstermektedir. |
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2020/6595, K. 2021/8955, T. 23.09.2021 Karar, doğum sürecinde ortaya çıkan zarar nedeniyle hekimin sorumluluğunu vekâlet sözleşmesi ve özen borcu çerçevesinde incelemiştir. Yargıtay’ın temel tespiti şudur: Vekil, yöneldiği sonucun mutlaka elde edilmesinden değil; o sonuca ulaşmak için yürüttüğü faaliyetin özenle yerine getirilmesinden sorumludur. Bununla birlikte hekimlik mesleğinin niteliği gereği özen ölçüsü yüksektir; hekim ve hastane, meslek alanlarında hafif kusurdan dahi sorumlu olabilir. Kararın malpraktis yönünden katkısı:
|
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/9, K. 2022/285, T. 26.01.2022 Karar, sağlık hizmetinden doğan maddi ve manevi tazminat talebinde, özel/vakıf sağlık kuruluşu ile hasta arasındaki ilişkinin tüketici işlemi olduğunu kabul etmiştir. Yargıtay, sağlık hizmeti verilmesine yönelik sözleşmelerin kural olarak tüketici işlemi sayılacağını; bu nedenle görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu vurgulamıştır. Karar;
|
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/592, K. 2022/356, T. 22.03.2022 Bu kararın nihai sonucu somut olay bakımından hasta lehine değildir; bu nedenle destekleyici emsal olarak sunulmamalıdır. Ancak kararın aydınlatılmış onam ve ispat yükü yönünden içerdiği ilkeler önemlidir. Hukuk Genel Kurulu, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükünün hekimde olduğunu; hekimin hastaya tanı, tedavi seçenekleri, faydalar, riskler, komplikasyonlar ve muhtemel etkiler hakkında yeterli bilgi vermesi gerektiğini belirtmiştir. Bu kararın öğretisel değeri şudur:
|
!!!!! İşbu paylaşım yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş, hukuki danışmanlık veya somut bir uyuşmazlığa ilişkin yönlendirme niteliği taşımamaktadır. Paylaşımda yer verilen açıklamalar, her somut olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, tek başına hukuki işlem veya karar dayanağı olarak değerlendirilmemelidir.
Mevzuat, yargı kararları ve uygulamalar zaman içerisinde değişiklik gösterebileceği gibi, benzer görünen hukuki uyuşmazlıklarda dahi olayın özelliklerine göre farklı sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle hak kaybı yaşanmaması adına, somut olayın tüm bilgi ve belgeleriyle birlikte ayrıca değerlendirilmesi ve gerektiğinde profesyonel hukuki destek alınması tavsiye edilir.
Bu paylaşımın amacı hukuki konularda genel farkındalık oluşturmak ve kamuoyunu bilgilendirmektir.

