Ceza yargılamasında delillerin hukukiliği tartışması bir yana toplanan delillerinde nitelik itibari ile hükme ne ölçüde esas alınacağı veya ne aşamada hüküm için yeterli olacağı tartışma konusudur.

Peki hayatımızın vazgeçilmezi haline gelen cep telefonları ve cep telefonları ile ortak baz istasyonlarından sinyal vermesi durumunda elde edilen sinyal verilerinin delil niteliği ne olacaktır?

Başka bir anlatımla şüpheli veya sanığın olay tarihi itibari ile cep telefonunun sinyal verdiği baz istasyonundan başka bir kişinin de cep telefonunun sinyal veriyor olması suçu birlikte işledikleri anlamına gelir mi ? Birlikte sinyal veren kişiler bu suçu iştirak halinde işleyen kişiler midir?

Yine mağdurun cep telefonu ile sanığın cep telefonunun aynı baz istasyonundan sinyal veriyor olması, suçun sanık tarafından işlendiğini gösterir yeterli bir delil midir?

Bu hususta aklınıza bir çok soru geldiğine emin olmakla beraber bu durumu hukuki olarak incelemek gerekmektedir.

Baz kelimesi, İngilizce “base” (temel, taban, esas) kelimesinin Türkçe’ye geçmiş şekli olup mobil cihazlarla iletişim sağlamak amacıyla kurulan baz istasyonları; alıcı, verici ve güç ünitelerinden oluşan kabin ile sinyalleri yaymak için kule, direk, çatı, bina yüzeyleri vb. yerlere kurulan, anten ünitelerinden meydana gelen ve mobil cihazlar ile haberleşmeyi sağlayan sistemlerdir. Baz istasyonlarının kapsama alanında olmayan yerlerde mobil iletişim kurmak mümkün olmadığından, bir cep telefonu ile iletişim kurabilmek için o telefonun mutlaka bir baz istasyonunun kapsama alanında bulunması zorunludur.

Cep telefonları ile yapılan görüşmeler, baz istasyonları ile cep telefonları arasında karşılıklı gönderilen elektromanyetik dalgalarla sağlanmaktadır. Özellikleri gereği bir baz istasyonundan aynı anda birçok cep telefonu yararlanmakta ve bu baz istasyonunun vasıtasıyla görüşme yapabilmektedir. Nüfusu kalabalık olan yerleşim bölgelerinde ise bu sayı daha da artmakta, aynı anda pek çok cep telefonu aynı baz istasyonundan sinyal verebilmektedir. Bu nedenle, farklı kişiler tarafından kullanılan cep telefonlarının aynı baz istasyonu kapsama alanında bulunması ve sinyal vermesi tek başına o kişilerin bir araya geldikleri veya buluştukları, suçun işlendiği anda yan yana oldukları veya o suçun o kişi tarafından işlendiği anlamına gelmeyecektir.

Bu yorumdan hareketle ceza yargılamasının en önemli ve evrensel nitelikli ilkelerinden Latince “in dubio proreo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi ile birlikte cep telefonunun aynı baz istasyonundan sinyal veriyor olması durumunu incelediğimizde elde edilen delilin tek başına mahkumiyet için yeterli bir delil olarak değerlendirilemeyeceğini söylemek mümkündür.

Ceza Yargılamasında ihtimallere dayanılarak ceza verilemez. Sanığın cep telefonu sinyalinin mağdur ile veya diğer sanık ile birlikte aynı baz istasyonundan sinyal vermesi sanığın cezalandırılabilmesi için yeterli değildir.

Sonuç olarak, Baz istasyonlarından bir çok cep telefonunun elektromanyetik dalgalarla sinyal aldığı, bu elektromanyetik dalgaların aynı anda pek çok cep telefonuna ulaştığı ve sinyal verebildiği göz önünde bulundurularak, cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal vermesinin tek başına hükme esas alınarak sanığın mahkumiyeti yönünde karar verilmesi mümkün değildir.

Unutulmamalıdır ki ceza muhakemesinin amacının şüpheli, sanık ve mağdurun haklarını gözetmek suretiyle maddi gerçeğe ulaşmaktır.

Bu hususta Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2013/247 E. ve 2015/60 Karar 24.03.2015 tarihli kararı olay bazında sınırlarını ve dikkat edilmesi gereken hususları belirlemektedir. Kararın tamamını sizler ile paylaşma gereği duymakla beraber kararı incelediğinizde göreceğiniz üzere tek başına baz istasyonu sinyallerine dayanarak mahkumiyet hükmü verilemeyeceği karar altına alınmıştır.

YARGITAY KARARI

Rüşvet verme suçundan sanık M.. Ç..’in beraatına ilişkin, ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 07.11.2012 gün ve 1-9 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.03.2013 gün ve 235 sayılı “onama” istemli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI

Bakırköy Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan ve suç tarihi itibarıyla birinci sınıf olan sanık N.. Ç.. hakkında rüşvet almak, sanıklar İ.. D.. ve U.. Ç.. hakkında ise rüşvet vermek suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Yargıtay 5. Ceza Dairesince, sanık N.. Ç..’ın eyleminin görevi kötüye kullanma, sanıklar İ.. D.. ve U.. Ç..’in eylemlerinin ise görevi kötüye kullanma suçuna azmettirmeyi oluşturduğundan bahisle 10’ar ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden inceleme sanık M.. Ç.. hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Sanık M.. Ç..’in rüşvet verme suçundan beraatına karar verilen somut olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Suç tarihinde, hakkındaki hüküm incelemeye konu olmayan sanıklardan N.. Ç..’ın iş bölümü gereği Bakırköy Adliyesi Çocuk Suçları Bürosunda müracaat savcısı olarak görev yaptığı, İ.. D..’nın avukat olduğu, U.. Ç..’in ise uyuşturucu madde ile yakalanan M..S..Ç..’in ağabeyi olduğu,

Sanık M.. Ç..’in U.. Ç.. ve M..S..Ç..’in dayısı, İ.. D..’nın müvekkili olduğu, N.. Ç..’la hemşehri olmaları nedeniyle tanıştıkları,

N.. Ç..’ın 2006 yılında Bakırköy Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı sırada istifa ettiği, İ.. D.. ile aynı büroda yaklaşık 8 ay avukat olarak çalıştığı, müracaatı üzerine 2007 yılı Ocak ayında tekrar Cumhuriyet savcılığı mesleğine kabul edildiği,

31.10.2010 tarihinde U.. Ç..’in kardeşi M..S..Ç..’in İstanbul İli Bahçelievler İlçesinde net 18.2 gram, toplam 31 paket kokain ile yakalandığı, hakkında yasal işlem yapılmak üzere Bahçelievler Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliğine getirildiği, ertesi gün 01.11.2010 tarihinde Bakırköy Adliyesi Çocuk Suçları Bürosunda Cumhuriyet savcısı olan N.. Ç.. tarafından ifadesinin alınmasından sonra evraka “SSÇ’nin yaşının küçüklüğü nedeniyle serbest” şeklinde kayıt düşülerek serbest bırakıldığı,

Bu arada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve uyuşturucu ticareti suçundan yürütülen 2010/783 sayılı soruşturmada U.. Ç.. ve M.. Ç..’in telefon konuşmalarının mahkeme kararıyla CMK’nun 135. maddesi uyarınca dinlenildiği,

Bu telefon konuşmalarına göre; 31.10.2010 günü U.. Ç..’in kardeşi M.. S.. Ç..’ten haber alamaması üzerine İ.. D..’yı aradığı, Ubeydullah’ın kardeşini bir yere yolladığını, Mecidiyeköy’e gideceğini ama haber alamadığını söylediği, İlker’in gözaltında bir çocuk olduğunu, yaşı küçük olduğu için Bahçelievler Çocuk Büroya götürüleceğini, yarına kalmasını isteyeceğini, bu konuda ısrar edeceğini, nöbetçi savcıya çıkarsa kesin tutuklanacağını, bir sonraki güne kalması durumunda bir ihtimal olduğunu, gideceği adamı tanıdığını, irtibata geçip görüştüğünü, hatta komşusu olduğunu, talebinin “25.000” olduğunu, tamam derse adamla görüşeceğini, bu fiyattan aşağıya inmeyeceğini, adama şimdi bir cevap vermesi gerektiğini, çünkü yarın erkenden getireceklerini söylediği, Ubeydullah’ın da bir şekilde gece de olsa bulup göndereceğini onaylamasını istediği, 01.11.2010 günü 01.00 sıralarında buluştukları, buluşmaya giderken Ubeydullah’ın “yüklü” olduğunu söylediği,

Aynı gün sanık M.. Ç.. ve İ.. D.. arasında da muhtelif konuşmalar olduğu, İlker’in Mahmut’la buluşmak istediğini söylediği, konuşmalardan gün içinde bir kaç kez buluştuklarının anlaşıldığı,

01.11.2010 günü sanık M.. Ç.. ile İ.. D.. arasında geçen konuşmalarda; Mahmut’un “o şey geldi mi şişko” diye sorması üzerine, İlker’in ” he geldi hallettim ben o işi, iyi sen kesinleştirdin değil mi o işi problem yok yanı” şeklinde yanıtladığı, Mahmut’un “yok yok” dediği, İlker’in “iyi tamam, çünkü az evvel girmiş şey yapmış da daha netice belli değilmiş bekliyormuş” diyerek cevap verdiği, Mahmut’un Mehmet’in babasının geldiğinden bahsettiği, haber olup olmadığını sorduğu, İlker’in o işi hallettiğini söylediği, Mahmut’un akşam geç kalmamasını istediği, İlker’in eve uğrayıp evden birşey alarak geleceğini söylediği,

Cumhuriyet savcısı N.. Ç..’ın cep telefonunun geçmişe yönelik olarak arama kayıtlarının çıkarılması sonucunda 31.10.2010 günü saat 18.35’de ankesörlü telefondan arandığı ve 22 saniye görüşme yapıldığı, aramada kullanılan ankesörlü telefon kartıyla aranan diğer numaralar üzerinden yapılan irtibat raporunda ankesörlü telefonla arayanın sanık M.. Ç.. olduğunun belirlendiği, 01.11.2010 günü saat 17.01’de de sanık M.. Ç..’in işyerindeki sabit hattan arandığı ve 26 saniye görüşme yapıldığı tespit edildiği,

28.03.2011-18.04.2011 tarihlerinde düzenlenen HTS irtibat raporuna göre; sanık M.. Ç.., İ.. D.. ve N.. Ç..’ın kullandıkları cep telefonlarının 30.10.2010 ve 01.11.2010 tarihleri arasındaki baz çakışmalarının incelenmesi sonucunda, 31.10.2010 günü saat 19.46 ve 20.48 ile 01.11.2010 günü 17.03-17.14 tarihleri arasında cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal verdiğinin belirlendiği,

M.. S.. Ç.. hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan TCK’nun 188/3-4. maddesi uyarınca kamu davası açıldığı, UYAP üzerinden yapılan incelemede yargılamanın henüz sonuçlanmadığı ve M..S.. Ç.. hakkında çıkarılan yakalama kararının infazının beklenildiği,

Anlaşılmaktadır.

Hakkındaki hüküm incelemeye konu olmayan sanık U.. Ç.., İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/783 sayılı soruşturma kapsamında yakalanıp inceleme konusu olayla ilgili tapeler sorulduğunda; söz konusu tapelerdeki görüşmeleri yapmadığını beyan etmiş,

Soruşturma aşamasında; İ.. D.. ile yaptığı görüşmeyi “yarına gideceği adamı tanıyorum, talebi 25.000” şeklindeki bölüm dışında kabul etmiş, kardeşinden haber alamaması üzerine İlker’i aradığını, İlker’in kardeşinin uyuşturucu ile yakalandığını söyleyip 15.000 Lira para istediğini, kendisinin de 25.000 Lira verdiğini ancak 10.000 Lirayı komşusu N.. A..’nın eşinin davası için verdiğini, İlker’in toplam 25.000 Lira vermesi durumunda kardeşini oradan alacağını söylediğini, ancak ne şekilde alacağını, yani tutuklanmadan çıkaracağından bahsetmediğini, olay gecesi İlker’le buluşup parayı teslim ettiğini, M.. Ç..’in dayısı olduğunu, araları iyi olmadığı için görüşmediğini, N.. Ç..’ı tanımadığını söylemiş, kovuşturma aşamasında da benzer şekilde ifade vermiş,

Hakkındaki hüküm incelemeye konu olmayan sanık İ.. D.., İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/783 sayılı soruşturmada inceleme konusu olayla ilgili olarak; Ubeydullah ve M.. Ç..’in müvekkilleri olduğunu, N.. Ç.. ile 3 yıl önce 8 ay birlikte çalıştıklarını, U.. Ç..’ten müvekkili olduğu için alacağı olduğunu, alacağını almak için bu şekilde konuştuğunu, ama Ubeydullah’ın 25.000 Lira değil 10.000 Lira getirdiğini, kesinlikle rüşvet pazarlığı yapmadığını dile getirmiş,

Soruşturmada; “yarına kalsın bugün çıkarsa tutuklanır” şeklindeki sözleri Ubeydullah’ı kandırmak için söylediğini, her halükarda sonraki güne kalacağını, “25.000 Lira istiyor” şeklindeki sözü Ubeydullah’tan alacağını alabilmek için uydurduğunu, savcıya vereceğini ima ederek para istediğini, M.. Ç..’in şişko olarak A.. A..’ın oğlu Mehmet’ten bahsetmiş olabileceğini, Mahmut’a söylediği “hallettik o işi” cümlesi ile de Mahmut’a kuyumcu dükkanını açarken verdiği 60.000 Lira borcun Mahmut tarafından geri ödenmesini kastetmiş olabileceğini, Mahmut’un kendisinden borç istediğini, eve uğrayıp bu parayı aldığını, Ubeydullah’ın 25.000 yerine 10.000 Lira getirdiğini söylemiş, kovuşturma aşamasında da benzer beyanlarda bulunmuş,

Hakkındaki hüküm incelemeye konu olmayan sanık N.. Ç.., kovuşturma aşamasında; olay tarihinde yaşı küçük sanığın mevcutlu olarak geldiğini, tutanakta ele geçen maddenin kokain olabileceğinden bahsedildiğini, ayrıca sanığın içici olduğunu beyan ettiğini, bu nedenle sanığı tutuklamaya sevk etmediğini, M.. Ç..’i Diyarbakır’da iken babalarının esnaflık yapmaları nedeniyle tanıdığını, çok fazla samimi olmadığını, U.. Ç.. ve M. S..Ç..’i hiç görmediğini ve tanımadığını, İ.. D.. ile 3 yıl önce avukatlık yaparken yaklaşık 6 ay aynı büroyu kullandıklarını, avukatlık yaptığı dönemde bir kez M.. Ç..’in müdafiliğini yaptığını, 31.10.2010 günü ankesörlü telefondan kimin aradığını hatırlamadığını, 01.11.2010 günü M.. Ç..’in babasının rahatsızlığı nedeniyle aramış olabileceğini, HTS çakışma raporlarını kabul etmediğini, üzerine atılı suçu kabul etmediğini, sanığın serbest bırakılması için M.. Ç.. ile rüşvet pazarlığı yapmasının mümkün olmadığını söylemiş,

Sanık M.. Ç.. soruşturma aşamasında: İlker ile yaptığı görüşmeleri kabul ettiği, 31.10.2010 günü akşamı İlker ile birkaç kez görüştüğünü, “geldi mi şişko” sözü ile neyi kastettiğini hatırlamadığını, “Mehmet’in babası” sözüyle kastettiğinin ise eniştesi A..A.. olduğunu, bir cinayet davasından yargılandığını, N.. Ç.. ile aynı köyden olduklarını, akrabası olduğunu, kendisi ile görüşmek istediği zaman bizzat görüştüğünü, Avukat İlker’i vasıta kılmayacağını, M.. S..Ç..’in gözaltına alındığından haberi olmadığını, konuşmada İlker’in “eve girdim o şeyi almam lazım, onun için geldim” sözüyle paradan bahsetmiş olabileceğini, kuyumculuk yaptığı için İlker’den öncesinde borç istediğini, İlker, Nejat ve kendisinin bir araya gelmediğini dile getirmiş,

Kovuşturma aşamasında da; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, M. S..Ç..’in uyuşturucu ile yakalandığından haberinin bile olmadığını, sonradan öğrendiğini, İ.. D.. ile 01.11.2010 tarihinde ablasının kocası olan Abdulbahri’nin durum ile ilgili konuştuğunu, “geldi o şişko” sözünü söylemediğini, İlker’den 60.000 Lira borç para istediğini, İlker’in “eve geldim o şeyi halletmem lazım” sözünün istediği borç paraya ilişkin olabileceğini savunmuştur.

Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçları üzerinde durulması gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nun 257. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “görevi kötüye kullanma” suçu; kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu davranışı nedeniyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına sebebiyet verilmesi ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması ile oluşur. Bu suçun oluşabilmesi için norma aykırı davranış yeterli olmamakta, norma aykırı hareketin yanında, bu davranış nedeniyle kişilerin mağduriyeti veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması da gerekmektedir.

Maddenin gerekçesinde de görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesinin şartları; “Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir” biçiminde vurgulanmıştır.

Rüşvet suçu, bir tarafta rüşvet veren ile diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisinin yer aldığı bir karşılaşma suçu, dolayısıyla da çok failli bir suçtur. 5237 sayılı TCK’nun 252. maddesinde; “bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” şeklinde tanımlanmak suretiyle yalnızca “nitelikli rüşvet suçu” ceza yaptırımına bağlanmış iken, 05.07.2012 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 87. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nun 252. maddesinde yapılan değişiklikle öncekinden farklı olarak “basit rüşveti” de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.

Yapılan değişiklikle 5237 sayılı TCK’nun 252. maddesinin birinci fıkrasında; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde “rüşvet veren” bakımından,

İkinci fıkrasında ise; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır” biçiminde ifade edilmek suretiyle de “rüşvet alan kamu görevlisi” açısından “rüşvet suçu” tanımlanmıştır. Bu suretle de, sağlanan menfaatin “kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı” bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK’nun 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür.

Diğer taraftan sanık M.. Ç.. ile haklarındaki kararlar incelemeye konu olmayan sanıklar N.. Ç.. ve İ.. D..’nın cep telefonlarının olay tarihinde aynı baz istasyonundan sinyal verdiği tespitinden hareketle adı geçen sanıkların buluştuklarının belirtilmesi nedeniyle bu hususun da üzerinde durulmalıdır.

Şüpheli veya sanıkların kullandıkları cep telefonlarının hangi baz istasyonundan sinyal verdiğinin belirlenmesi işlemi 5271 sayılı CMK’nun 135/1. maddesi kapsamında olan ve 14.02.2007 gün ve 26434 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 4. maddesinde; “İletişimin içeriğine müdahale niteliğinde olmayıp yetkili makamdan alınan karar kapsamında sinyal bilgilerinin iletişim sistemleri üzerinde bıraktığı izlerin tespit edilerek, bunlardan anlamlandırılan sonuçlar çıkarmak üzere gerçekleştirilen değerlendirme işlemleri” şeklinde tanımlanan “sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi” işlemi niteliğindedir.

Baz kelimesi, İngilizce “base” (temel, taban, esas) kelimesinin Türkçe’ye geçmiş şekli olup mobil cihazlarla iletişim sağlamak amacıyla kurulan baz istasyonları; alıcı, verici ve güç ünitelerinden oluşan kabin ile sinyalleri yaymak için kule, direk, çatı, bina yüzeyleri vb. yerlere kurulan, anten ünitelerinden meydana gelen ve mobil cihazlar ile haberleşmeyi sağlayan sistemlerdir. Baz istasyonlarının kapsama alanında olmayan yerlerde mobil iletişim kurmak mümkün olmadığından, bir cep telefonu ile iletişim kurabilmek için o telefonun mutlaka bir baz istasyonunun kapsama alanında bulunması zorunludur.

Cep telefonları ile yapılan görüşmeler, baz istasyonları ile cep telefonları arasında karşılıklı gönderilen elektromanyetik dalgalarla sağlanmaktadır. Özellikleri gereği bir baz istasyonundan aynı anda birçok cep telefonu yararlanmakta ve bu baz istasyonunun vasıtasıyla görüşme yapabilmektedir. Nüfusu kalabalık olan yerleşim bölgelerinde ise bu sayı daha da artmakta, aynı anda pek çok cep telefonu aynı baz istasyonundan sinyal verebilmektedir. Bu nedenle, farklı kişiler tarafından kullanılan cep telefonlarının aynı baz istasyonu kapsama alanında bulunması ve sinyal vermesi tek başına o kişilerin bir araya geldikleri veya buluştukları anlamına gelmeyecektir.

Diğer taraftan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir.

Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Somut olay bu açıklamalar ışığında ve tüm dosya içeriği gözönüne alınarak değerlendirildiğinde;

Sanık M.. Ç.. ile haklarındaki hükümler incelemeye konu olmayan sanıklar N.. Ç.., U.. Ç.. ve İ.. D.. hakkında rüşvet vermek ve almak suçundan açılan kamu davasının yargılaması sonucunda, U.. Ç..’in kardeşinin uyuşturucu madde ile yakalanması üzerine İ.. D.. ile birlikte dosyaya bakacak olan Cumhuriyet savcısı N.. Ç..’ı kardeşi M..S.. Ç..’i tutuklamaya sevk etmemesi için etkilemeye çalışmaları, N.. Ç..’ın da M.. S..Ç..’i yerleşmiş uygulamalara aykırı olarak tutuklamaya sevk etmemesi ve N.. Ç..’ın görevininin gereklerine aykırı olarak yapmaması gereken bir işi yapması ya da yapılması gereken bir işi yapmaması için rüşvet talep ettiği ve bu şekilde bir talebi kabul ettiğine ilişkin kesin inandırıcı deliller elde edilememesi gerekçesiyle sanıklar N.. Ç.., İ.. D.. ve U.. Ç..’in eylemlerinin görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilerek cezalandırılmalarına karar verilen olayda sanık M.. Ç..’in diğer sanıkların eylemlerine iştirak edip etmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.

U.. Ç..’in dayısı, İ.. D..’nın müvekkili olan ve N.. Ç..’la da hemşehri olmaları nedeniyle tanışan sanık M.. Ç..’in, her aşamada istikrarlı olarak suçlamaları kabul etmemesi, İ.. D.. ile aralarında geçen konuşmalarda haklarındaki hükümler incelemeye konu olmayan sanıklarla ortak hareket ettiğine ilişkin bir bilginin olmaması, Cumhuriyet savcısı olan sanık N.. Ç..’ı olay tarihinde aramasının önceden tanışmaları ve görüşmelerin içeriklerinin bilinmemesi nedeniyle sanığın diğer sanıklarla ortak hareket ettiğini göstermeyeceği anlaşıldığından ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Özel Dairece sanığın beraatine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Ayrıca, sanık M.. Ç.. ile N.. Ç.. ve İ.. D..’nın cep telefonlarının sinyal bilgilerinin incelenmesi sonucunda, olay tarihinde cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal vermesi nedeniyle sanıkların buluştukları iddia edilmekte ise de; baz istasyonlarının geniş bir kapsama alanının olması, sanık M.. Ç..’in işyeri ile N.. Ç..’ın görev yaptığı adliye ve ikamet ettiği lojmanın birbirine yakın yerlerde bulunması ve İ.. D..’nın avukat olması dikkate alındığında cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal vermesinin normal olduğu, başka bir anlatımla İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde birbirine yakın yerlerde oturan, çalışan veya tesadüfen oradan geçmekte olan insanların cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal vermesinin olağan bir durum olması gözönüne alındığında, cep telefonlarının aynı baz istasyonu kapsamında sinyal vermesinin sanık M.. Ç..’in diğer sanıklarla bir araya geldiği ve görüştüğünü kabule imkan vermemektedir.

Bu itibarla, sanığın delil yetersizliğinden beraatine ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 07.11.2012 gün ve 1-9 sayılı hükmünün ONANMASINA,

2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.03.3015 tarihinde yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliğiyle karar verildi.